22 Kasım 2012 Perşembe

Göçebe'nin Ruhu


Göçebe ruhum ebedi dinlenme yeri olan benliğine kavuştu. Kutlu olsun bana ve beni tanıyan herkese! Kendime ihanet eden hep kendim oldum. İhanetlerin hesabı sorulup hesabın tamamı kapatılmalı. Doğduğum gün…yani başladığımda tamamen günahsız mıydım? Bir önceki yaşamdan tertemiz mi gelmiştim bu yaşama? Önceki yaşamların cezası ya da ödülü müydü bu yaşam bana? Önceki yaşamlar diye birşey yok muydu yoksa...olsa da olmasa da  hep sorguladım “neden ben” diye? Beni ben olarak bu dünyaya getiren; benim için birtakım hesaplar mutlaka yapmış olmalı diye düşüne düşüne alırdım yollarımı.

Öğrendiklerim öğretebildikleri kadardı hep, fazlası için uğraşmaya çalışmak ruhumda olmayandı. Beklenen oldum hep, fazlası asla değil.Başarısız ilan edildiğimde; yalanlamadım kimseyi. Övüldüğümde; layık olmaktan da geri durmadım. Kendimi bir türlü uygun koşulları bulupta açamayan bir çiçek gibi hissettim hep ama hep. Halbuki ağaç bile olabilirdim çoktan. Çiçek açmış ve hatta meyveler vermiş. Bana öyle olduğum söylenseydi eğer… Söyleyecek olana söylenmiş miydi ki bilsin? Başı sonu yok! Neden ve sonuçlarının hepsi ama hepsi kendi içinde bir kısırdöngü. Anlamak için uğraşmamalı, olduğu gibi kabullenmeli. Olduğum gibi kabullenilmeliyim. 

Ve sevme, sevilme ihtiyacım yüzünden, gönüllü teslim ederken kendimi, bana yakıştırılan benim için uygun görülen kalıplara dökülmüşüm eritilip. Sonrasındaysa kendimi de inandırmak için ikna etişim, edilişime izin vermişim… Başarısızlık korkusu içimde yeşerirken maymun iştahlılığım, iradesizliğim, riyakalık ve bencilliğim çıkmış yüzeye. Her insanın hamurunda var olan iyi ve kötüler uygun ortamlarda hayat bulup ruhlarına hakim olur. Bencileyin öyle. İyi ve kötü hep bizimle yaşayan öne çıkmak için birbirleriyle mücadele eden iki kardeş. Aralarını bulan ya da bozan, birbirlerine ikna eden, izin verdiklerimiz. O halde kendi doğru ve yanlışlarımızı bir anda silip  başkalarınınkini sahiplenmek niye? Sevilmek, takdir edilmek, başarmak için, hayallerimize kavuşmak amacıyla ödün verdiklerimizdir aslında bizi tam da bu saydıklarımızdan uzaklaştıran. Kendi mutluluğumuz ve özgürlüğümüzden; onlarınki için vazgeçerken aslında kaybederiz… hem de hepsini. İsyanlarımız, suçlamalarımız sonunda anlarız ki artık onlar tarafından sevilmek ve takdir edilmek umrumuzda bile değildir. Peki niye vazgeçmiştik kendimizden? Hatırlayamayız bile artık. Senin için! dediğiniz kişi çoktan sizden vazgeçmişken…

Hala devam edebilecek güce sahip misin? Bu yolda daha ne kadar ilerleyebilirsin, düştüğün çukuru daha ne kadar derin kazarsın? Kazmaktan yorulmadın mı? Kazarak öbür taraftan çıkılmaz; anlamadın mı hala, geri dönüp yukarı bir bak! işte gökyüzü orda tek çıkış yolu tırmanmak. Kazmaktan daha fazla yormayacak seni. Tırnakların sana verdikleri kürekten daha güçlü.  Birinin seni sevmesi için kendini sevmen gerekiyor önce. Kendini geri kendine vermelisin. Ayrı gayrı özgür bir ruh ol ki uçasın.  Bir de bakmışsın tırnaklara ihtiyacın bile kalmamış. Kanatlar seni çukurlardan mütemadiyen uzak tutacak. Bundan sonra esaret altında olmadan yaşayıp kendi doğru ve yanlışlarıyla yaşamda ileri hep ileri adım atacak; yükseleceğim alabildiğine ve yükselteceğim, bana ait olanı benden almalarına hiçbir zaman izin vermeden.  Artık kimse tutamaz kendimi.

ay
na

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder