Göçebe ruhum ebedi dinlenme yeri
olan benliğine kavuştu. Kutlu olsun bana ve beni tanıyan herkese! Kendime ihanet
eden hep kendim oldum. İhanetlerin hesabı sorulup hesabın tamamı
kapatılmalı. Doğduğum gün…yani başladığımda tamamen günahsız mıydım? Bir önceki yaşamdan tertemiz
mi gelmiştim bu yaşama? Önceki yaşamların cezası ya da ödülü müydü bu yaşam
bana? Önceki yaşamlar diye birşey yok muydu yoksa...olsa da olmasa da hep sorguladım “neden ben” diye? Beni ben olarak bu dünyaya
getiren; benim için birtakım hesaplar mutlaka yapmış olmalı diye düşüne
düşüne alırdım yollarımı.
Öğrendiklerim
öğretebildikleri kadardı hep, fazlası için uğraşmaya çalışmak ruhumda olmayandı. Beklenen oldum hep, fazlası asla değil.Başarısız ilan edildiğimde; yalanlamadım
kimseyi. Övüldüğümde; layık olmaktan da geri durmadım. Kendimi bir
türlü uygun koşulları bulupta açamayan bir çiçek gibi hissettim hep ama hep.
Halbuki ağaç bile olabilirdim çoktan. Çiçek açmış ve hatta meyveler vermiş.
Bana öyle olduğum söylenseydi eğer… Söyleyecek olana söylenmiş miydi ki bilsin? Başı sonu yok! Neden
ve sonuçlarının hepsi ama hepsi kendi içinde bir kısırdöngü. Anlamak için uğraşmamalı, olduğu gibi kabullenmeli.
Olduğum gibi kabullenilmeliyim.
Ve sevme, sevilme ihtiyacım
yüzünden, gönüllü teslim ederken kendimi, bana yakıştırılan benim
için uygun görülen kalıplara dökülmüşüm eritilip. Sonrasındaysa kendimi de inandırmak için ikna etişim, edilişime izin vermişim… Başarısızlık korkusu içimde yeşerirken
maymun iştahlılığım, iradesizliğim, riyakalık ve bencilliğim çıkmış yüzeye. Her
insanın hamurunda var olan iyi ve kötüler uygun ortamlarda hayat bulup ruhlarına
hakim olur. Bencileyin öyle. İyi ve kötü hep bizimle yaşayan öne çıkmak için
birbirleriyle mücadele eden iki kardeş. Aralarını bulan ya da bozan,
birbirlerine ikna eden, izin verdiklerimiz. O halde kendi doğru ve
yanlışlarımızı bir anda silip başkalarınınkini
sahiplenmek niye? Sevilmek, takdir edilmek, başarmak için, hayallerimize
kavuşmak amacıyla ödün verdiklerimizdir aslında bizi tam da bu saydıklarımızdan
uzaklaştıran. Kendi mutluluğumuz ve özgürlüğümüzden; onlarınki için vazgeçerken
aslında kaybederiz… hem de hepsini. İsyanlarımız, suçlamalarımız sonunda
anlarız ki artık onlar tarafından sevilmek ve takdir edilmek umrumuzda bile
değildir. Peki niye vazgeçmiştik kendimizden? Hatırlayamayız bile artık. Senin için! dediğiniz kişi çoktan sizden
vazgeçmişken…
Hala devam
edebilecek güce sahip misin? Bu yolda daha ne kadar ilerleyebilirsin, düştüğün
çukuru daha ne kadar derin kazarsın? Kazmaktan yorulmadın mı? Kazarak öbür
taraftan çıkılmaz; anlamadın mı hala, geri dönüp yukarı bir bak! işte
gökyüzü orda tek çıkış yolu tırmanmak. Kazmaktan daha fazla yormayacak seni. Tırnakların sana verdikleri kürekten daha güçlü. Birinin seni sevmesi için kendini
sevmen gerekiyor önce. Kendini geri kendine vermelisin. Ayrı gayrı
özgür bir ruh ol ki uçasın. Bir de
bakmışsın tırnaklara ihtiyacın bile kalmamış. Kanatlar seni çukurlardan mütemadiyen uzak
tutacak. Bundan sonra
esaret altında olmadan yaşayıp kendi doğru ve yanlışlarıyla yaşamda ileri hep
ileri adım atacak; yükseleceğim alabildiğine ve yükselteceğim, bana ait olanı
benden almalarına hiçbir zaman izin vermeden. Artık kimse tutamaz kendimi.